Tabi ki benimde bir sürü kusurum da vardır. Ama usanmadan okuyorum araştırıyorum. Her kafadan bir ses çıktığı dönemlerde, neyin doğru neyin yanlış olduğu karıştırıldığı bu dönemlerde kişi en çok kendisine fikirsel anlamda yatırım yapmalı diye düşünüyorum. Çünkü yaşadığımız bu coğrafya, boşa vakit harcamayı hiç kaldırmıyor. Bunu, şunun için söylüyorum… İsviçre’de yaşayan birisi bizim burada yaşadığımız kaygıları yaşamıyor. Akşama kadar dövizdi, kurlardı, yatırımlardı, düşünüp-takip edip duruyoruz. Fırıncısı da aynı terzisi de aynı. Kafalardaki tek düşünce daha fazla nereden nasıl kazanabiliriz düşüncesi. Maalesef bir yerlerde tanık olduğumuz herhangi bir başarı hikayesi, “ben nasıl bunu düşünemedim, ben kazanmalıydım” hırsı ile vücut buluyor. Üzerimize ‘Ben öne geçmeliyim’ hırsı yapışmış ve bu yolda her şey mubah, her şey hak. Çok derin ve bariz olanlar ile değil, küçük-küçük, sinsi-sinsi ele geçiriyor benliğimizi.

Bunca zamandır kafamda biriktirdiklerimin hepsi parça parça dağılmış durumda. Mantıklı bir düzleme oturtmakta zorlanıyorum. Nihat Genç’in bir kitabında ya da programlarından birisinde söylüyordu. Harika bir tespitti. “Bu iktidarın yaptığı en kötü şey gündemimizi çalmaktır” demişti. Kendi gündelik yaşamı içinde bir terzinin, bir fırıncının gündemi ne olmalı sizce?… Evet ekonomi çok önemlidir biliyorum ama bu kadar gündemde olması onun yokluk hissiyle bağlantılı. Bir ülkenin idarecileri, başka bir ülkeden hava savunması için roket alacağı haberi ile mahallenin fırıncısı ile terzisi bir anda Savunma bakanı oluveriyorlar. Peki neden? Çünkü başlarında bir güvendikleri bir savunma bakanı yok da ondan. Gerçekten de! Bu ülkede bir Savunma Bakanı’nın var olduğunu düşünüyor musunuz? Ya da başka bir bakan mesela Adalet bakanı, Sağlık bakanı.

TDK sözlüğünde “Memur: bir işle görevlendirilmiş olan.” olarak geçer. Peki kim görevlendiriyor bu kişileri? Peki bir bakan, Memur mu olmalı? Bildiğim – Daha doğrusu gördüğüm – bir şey var “bir konu hakkında bir kişinin, o konu hakkında ne kadar az bilgisi var ise o kişi, o konunu bakanı oluyor.” Liyakat diye bir şey varmış bir zamanlar bu ülkede.

Yazıma başlarken ki konum bu değildi aslında. Ama her şey o kadar içiçe ki kafam karma karışık. Hangi ipin ucundan tutsam düğüm daha da sıkılaşıyor. İsviçre’de ya da İngiltere’de bir genç yetişirken bu tarz kaygıları yoktur. Bu ülkede 30 yaşında oy kullanan bir genç ne yazık ki başkanlık heveslisi bir otoriteden başkasını bilmiyor.

İşte bu yüzden daha çok okumalıyız öğrenmeliyiz. Çünkü ancak bu şekilde farkındalığımız artar. Ama okurken de ne okuyacağız? Maalesef bu konuda bizi yönlendirecek kişilerde bizden daha kötü durumda. Habire önümüze getirilen sahte gündemler gerçeği görmemize engel oluyor. Bu ülkede okullarda senelerdir hatalı yanlış bilgiler verilip duruyor. Dahası bu bilgileri verecek olanlara eğitim verenler de bu yanlış bilgilerin doğruluğuna inanıyor. (Gündüz ve geceyi birbirini takip eden cinlerle açıklamaya çalışan profesör gördüm.) Öte yandan Okuldaki bir öğretmen öğrencilerine mevsimlerin, dünyanın güneş etrafındaki yörüngeye bağlayarak açıklıyor. Var mı acaba bir fark? Gökyüzünde her gece gördüğü Ay’ın ne olduğunu bu gününe kadar sorgulamamış kişilerin önlerine konulan “Ekmelettin problemini” çözümlemesi beklenilemez ki? Zaten istenilen de budur. Çözümleme yapılamasın benim dediğim kabul edilsin.

Paraya sahip olmayanın onu hayatında koyduğu yeri anlayabiliyorum. Anlayamadığım paraya zaten sahip olanın kendini köleleştirmesi. 15 – 20 sene içinde zenginleştikçe rüküşleşenler hep midemi bulandırmıştır. Ama o kadar çoklar ki. Sinoplu Diyojen den günümüze insanlığımız, değerlerimiz çok kan kaybetti. Bütün bu kurgu, tek bir merkezi uyarmak için tasarlanan bu sistemin içinde varlığını sürdürmeye çalışanların insanlıkların verdiği ödünler, onları nasıl bir canlıya çevirdiğini görmemek çok zor değil. “Başarıya giden yolda her yol mübah” Gibi kötü bir sözün getirdiği nokta hayatın siyasallaşmasıdır. Çünkü siyaset de amaç, kendine çıkarına giden yolları meşrulaştırmaktır.

Kitap: Aklımla Dalga geçme – Fatih Portakal – Can Yayınları – Kasım 2016
Kupür: 2018 de çıkan internet gazeteleri.

Eğer toplum olarak daha onurlu, daha adil, daha medeni bir hayat süreceksek insan olmamın değerlerine tekrar sahip çıkarak yapmalıyız.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ün çizdiği reçete bize her zaman iyi bir yol gösterici olacaktır.

Saygılarımla
Altuğ Aytaçoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.