Hepimiz bir şeylerin hayalini kuruyoruz, içinde yaşayamadığımız bir hayatı… En azından ben bunu umut ediyorum. En azından bundan da vazgeçemediğimiz bir düş. Belki beklentilerimiz ya da isteklerimiz farklıdır. Ama var olduğunu ümit ediyorum. Ümit etmek hayal etmek değildir ki karıştırmış olayım. Düşünüyorum geçmişte yaşadığımız bir anın tetiklediği yaşanmamışlık hatırlanmaya değmez mi ki geçmişin tozlu raflarında görmezden geliyoruz. Ya da hayatın acımasız temposu mu değersizleştiriyor tüm bu hayallerimizi.

Peki hep beraber bir test yapalım.

Soru: Tek başınıza mı yoksa grup halinde mi müzik dinlemeyi seviyorsunuz?
Cevap eğer “Evet” ise bence hala umut var,
Cevap eğer “Hayır” ise Hayalinizi paylaşmayı seviyorsunuz. Hala umut var.

Evet halen daha ümidimi kaybetmiş değilim. Amacım tabi ki test yapmak değil. Ama ortada bir gerçek var. Oda Müzik bu yaşanmamışlıklarımızı tetikliyor. Hatta her müzik başka türden bir yaşanmamışlığı tetikliyor.

Bir yol da aracınızla giderken Dinlediğiniz “The doors – Riders on the storm”, farlarınızın aydınlattığı yolun ıslak zemininde ki yol çizgilerinde hipnotizeleşmiş düşüncelerinizin arasından size farklı bir his yaratır. Ya da “Rammstein – Stripped” Remix’ inin virajlı yolarından çıkarttığı yer, hiç de en başta araca binerken hedeflediğiniz yer değildir. Belki Neşet Ertaş’ın bozkırlarında belki de Karadeniz in tulum sesinde vücut bulur bahsettiğim yaşanmamışlıklarınız. Bir müddet te olsa o kişisinizdir. O anlık. Tabi ki trafikteki ritmi bozan herhangi bir şey, hemencecik sizi girdiğiniz tavşan deliğinden çıkmanızı sağlar. Yaşanabilen bu kısacık harikalar diyarı sizin belki trafikteki bu keşmekeşe belki de diğer çekilmez zorluklara biraz olsun katlanmanızı sağlar.

Peki esasen bizi bu kadar rahatlatabilen bir can simidi devamlı yanınızda iken neden hayallerimizden bu kadar uzağız?

Buna Toplumdaki gerçeklik dışına uygulanan anlamsız baskıdan kaynaklanıyor olabilir mi? Neticede ben uzman değilim ama herkes bu konuyu kendi çerçevesinde değerlendirip yorumlayabilir.

Benim istediğim sadece bir hatırlatıcı olmaktır. Ancak ortada bir gerçeklik var. O da bu konunun bazen kabul edemesek bile varlığıdır. Olmadığında ısrar etmekse böbürlenmekten öteye götüremiyor bizi.

Bazen dinlediğimiz bir parçayı bir arkadaşımızla ya da sosyal grubumuzla paylaşırız. Ve bizde yarattığı etkinin gerçeklemediğini hazin bir şekilde tecrübe ederiz. İşte bütün mesele herkesin farklı anıları ve farklı yaşanmamışlıkları var. Ve bu yaşanmamışlıkların tetikleri farklı olabiliyor. Anlaşan iki arkadaşın yaşadıkları ortak anıları ve o anıların yarattığı ortak yaşanmamışlıklar iyi vakit geçirmelerine sebep oluyor diyebilir miyiz? Yani iki kişinin anlaşabilmeleri için gerekli olan aynı fikre sahip olmaları değil. Bir hayale sahip olmaları denilebilir. Bunu geçmişte oynadığımız FRP oyunlarından tecrübe etmişizdir. Oynamadım demeyin eline bir çubuk alıp sağa sola savuran ya da ucuna bir teker bir telin peşinden saatlerce koşan herkes FRP (Fantasy Role Play) oynamıştır. Tabi ki FRP adı altında oynamamış olabilir. Ve kuralları da bilinen FRP gibi değildir ama evcilik oyununun FRP nin temeli mi acaba diye soranlardanım ben.

Nereden nereye… Müzik dinlerken çevremizde oluşan kişisel ambiyanstan FRP ye nereden bağladı demeyin… Söze hayallerle başlamıştık FRP olmadan devam edemezdik zaten. Bir dönemin ara neslinin büyük bir şans eseri olarak büyüdüğüm döneme denk gelmesi nedeni ile kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu yüzden ölüm yıldızında Obivan Kenobi ile Deart Vader karşılaştıklarında Kenobinin Vader’a “My Young Padovan” demesi bu yazıyı okuyanlardan bazılarının zihinlerinde başka kapıları aralar. – pek tabidir ki pek çoğu bunun ne anlama geldiğini anlamayacaktır. Okuyana saygısızlık etmek istemem bu çok doğaldır çünkü herkesin farklı anahtarları vardır. – Ben yine de tavsiye edeyim bu diyaloğu bilen birisine denk gelirseniz açamayacağı kapı çok azdır.

Konu çok dağılmadan toparlayalım. Hayallerimiz bizim gerçeklerle savaşabilmemiz en gerekli silahlarımızdan birisidir. Ve bu silahı (ya da kalkanı. Ne derseniz?) tetikleyecek olarak müziği gösterebiliriz. Daha birçok tetik (anahtar) olabilir. Konumuz Zaten tetik değil Hayaller…Her neyse… Hayallerimize sahip çıkalım. Tüm realist baskılara rağmen. Kendimize verebileceğimiz en güzel hediye günde 1 saat de olsa kulaklığı takıp uzaklara bakıp hayal kurma fırsatı vermektir. Çocukluktan ergenliğe geçtiğimiz dönemlerde bıraktığımız bu özelliğimizi tekrar yaşamanız ümidi ile

Sevgiyle Kalın (En azından kaldığınızı hayal edin).
Altuğ Aytaçoğlu –

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.