Meğer!

Severmişim Meğer
yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer

Nazım Hikmet
19 Nisan 1962

Meğer ne güzel bir hayatımız varmış eskiden. Yan yana, kol kola, sıcacık bir dosta kucaklaşarak merhaba demenin kıymetini bilememişiz. 1- 2 sene öncesine kadar insanların sosyal medya adı altında yalnızlaştığı tespitinde bulunuyordum. Şimdilerde yanımda yöremde yüz yüze tespitte bulunacak adam bulamıyorum etrafımda. Genellikle yazılarım gördüğüm eksiklikler üzerine oluşuyor. Aslında yapmaya çalıştığım, önümdekini eleştirmek değil. Amacım daha güzeli olduğunu düşündüğümü ortaya koyabilmek. İletişim dediğin herkesin de bildiği gibi sadece yazılar ve sözlerden oluşmuyor ki. İletişime geçtiğin yer, saati, süresi, kişilerin aralarındaki mesafe, İletişime geçmeden önceki duygular, o an gördükleri, ortamın ışığı, gürültüsü… Bu liste uzarda gider. Ama hepsinden önemlisi İletişimini kuran en az iki kişinin varlığı. Hele birde birbirlerinin fikirlerine saygı duyan ve konu hakkında asgari bilgisi olan iki kişi arasında geçiyor ise tadına doyum olmaz bir netice çıkar ortaya. Benden size tavsiye, bu tarz bir iletişimde bulunacaksanız çevre uyaranlarını en aza indirin. Çünkü en verimlisi, en güzel olanı iletişimdekilerin kendilerini dünyada sadece kendilerinin kaldığı yanılsamasıyla ortaya çıkıyor. Bu yanılsamayı ortaya çıkaran da abartıdan uzak samimi olabilmektir. Bu yapıdaki bir ortam da kişinin daha iyi odaklanmasını sağlıyor. Eşim bilir, düz beyaz masa örtülerine o yüzdendir takıntılığım. Kurulan iletişim, karmaşalığın içinde var olma savaşı şeklinde olmamalı.

Bu kadar anlatıyor oluşum iletişime duyulan açlığımdan mı kaynaklanıyor. Bir robot için herhangi bir boş zeminde yürüyor olmasıyla, ılık bir sonbahar akşam üstüsünde ormanda bir patikada yürümek arasında bir fark var mıdır? Fark bizim İNSAN oluşumuzla ilgili, duygularımızla ilgili. Tüm o sadeliğin içinde bembeyaz bir örtünün üzerinde yanan incecik bir mum, konunun içeriğini anında değiştirebilir. İşte iletişimde girdinin önemi bu kadardır. Bir de dışarıdan gelen araç gürültüsünü, bitişik arsada ki düğün derneğin sesini, arka planda çalışan televizyon sesi ortamı nasıl da bozar. Bu sebeple eğer iletişime önem veriyorsanız bunlara dikkat etmek gereli. İletişim halinde iken cep telefonunuzu çantanıza kaldırmanız iletişimde olduğunuz kişiler verdiğiniz önemi gösterir. Ve bu değerin karşı taraf açısından, sizin telefonunuzun kendiniz için ne kadar değerli olduğu ile hiç bir alakası yoktur.

Zaten zor yakaladığımız bu nadir anları daha da kıymetli kılmak elimizdedir aslında. Evet, gerçekten de nadirlerdir çünkü iletişim bir seviyesiyle devamlı olabiliyor ama biz bunun hangi bölümünü özel kılacağız… Ne kadar Etkili iletişim o kadar etkili bir paylaşımdır. İletişim kurarken insan bencildir aslında. Bir şey almasa verecekleri de değersizleşir. Konu hakkında bilgisini paylaşan karşıya bilgi verirken, ondan da manevi tatmin geri bildirimi alır. Ve de bence bu değerler eşittir. Tabi ki bu değer kişinin değer yargılarına göre değişir ama denge her zaman kurulmak zorundadır.

Ne kadarda tadını anlamamışız geçmişimizin. Yan yana, kol kola, sıcacık bir dosta kucaklaşarak merhaba demenin kıymetini bilememişiz. Değer verdiklerimizi ekranlardan, seslerini hoparlörlerden internetin insifiyatinde görür olduk. Hâlbuki meydanlarda ne kadar kalabalık idik. Halay çekerken, Düğün derneklerde… Değerini bilememişiz. Erkesin elinde bir cep telefonu, bir tablet, Bir bilgisayar. Sanki gerçekten varmış gibi, bir gayret, bir paylaşım;

Burada şu olmuş, şurada bu olmuş.
Ayağımı bak şuraya koydum
Elimi bak ne yaptım.
Bak ne yiyorum.
Bak neredeyim…

Esasen bir paylaşım yok ortada. İşin ticari boyutunu katmıyorum. O bir gereklilik. Ama diğer anlamda yalnızlaşıyoruz.

Yalnızlaşıyoruz çünkü yaptığımızı zannettiğimiz paylaşım kişi yanımızda yöremizde bile değil. Paylaşım Ayağınızı tırabzandan uzattığınızda ayağınız yanında başka birisi varsa onunla paylaşıyorsunuzdur. Öbür türlüsü “Bak ben ne yapıyorum!” dur.

Meğer ne güzel bir hayatımız varmış eskiden. Yan yana, kol kola, sıcacık bir dosta kucaklaşarak merhaba demenin kıymetini bilememişiz. Aslında geri dönülmez bir noktada değiliz. Hatta benim hala ümidim var. Çünkü bu umarsızlığını vurdum durmazlığın ardındaki mutsuzluğu çok fazla taşıyamaz vücutlarımız. Binlerce yıllık sosyal yaşamımızın gerekliği paylaşım modelimizi 8-10 senelik platformlar mı yıkacak(!) Devamlı surette çoğunluğuna hiçbir ihtiyacımın olmayan büyük bölümü abartılı anlatımlarla süslenmiş haber – bilgi bombardımanı…

Peki ne geçti elimize? Daha çok endişe daha çok mutsuzluk.

“- Eeee! Haber almadan edemiyorum…
– Haber alarak da edemiyorsun. Mutsuzsun kardeşim!!!”

“Kötüyü takip edersen bulacağın sana mutsuzluk getirir.
İyiliği takip edersen bulacağın sana mutluluk getirir.”

Denklem bu kadar basittir aslında.
Trenden atlarsan önce biraz canın yanar ama sonra rüzgârın sesini kulağında yüzünde saçlarında hissedersin. O trenin hikâyesi de başka yazıya konu olsun…

Sevgiler,
Altuğ Aytaçoğlu – 06.12.2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.