“Atatürk ilke ve inkılapları”, Bu değiş her geçtiğinde herkes de derin bir endişe ve huzursuzluk peydahlanıyor. Bir kesim, Senelerdir güddükleri gerici politikalara ters düştüğü için. Diğer bir kesim de kırıntılara tenezzül etmedikleri için eldeki ekmeğin kuşa döndüğü bilinciyle. Ta en başından beri memleketini düşünen aydınların da dediği gibi “devrimden ödün verilmez”. Verilecek en küçük bir ödün, kelebek etkisi yaratır. Geçen gün, Oturup konuştuğum bir dostumla, İmam Hatip Okullarını konuştum. İçindekilerin bile Sağcı partilerin arka bahçesi (bu tabir onlara ait)olduğunu düşünmeleri. Nasıl bir ortamda eğitim yapıldığını açıklar. Ancak o kadar kanıksamışız ki verilen ödünleri. Artık Normalleşmiş. Evet dediğim gibi yapılan sohbet, imam Hatip okulları içindi. Arkadaşım, Eğitimin içinde din eğitiminin Yanlış olmadığını savunuyordu. Çıkış noktası ve Söylem kulağa yanlış olmadığı izlenimi yaratıyor. Ancak derinde ve aslında Memleketimin En büyük hainliği yatıyor. Bilemiyorum tehlikenin boyutu karşısında bu sert tabir bile az kalır. Çok değil, 93 sene önceye gidelim. O günlerden yaşayanlar hala vardır. Memleket her tarafı paylaşılmış. Abdülhamit ve kabinesi aymazlığın ve korkaklığın tarihini yazmaktadır. İngilizler, Yunanlılar, İtalyanlar, Ermeniler, Kürt aşiretleri, Lobiler, ve daha niceleri yurdumdan parça parça alınmakta işgal edilmekte idi padişah Damat Ferit gibilerse ulema takımını arkalarına almış, sağduyu mesajları vermekte idi. Daha nicesi verilen ödünler sonucu ortaya çıkmış bir manzaradır. Çok detaya girmek te istemiyorum. Neticeyi herkes biliyor. En azından milletin %50 si biliyor. Geri kalanı bilmediği gibi öğrenmek niyeti de yok. Bilenlerse işlerine gelmediği için üç maymunu oynuyor. Bunun adı HAİN liktir.

O günkü konuşma “İmam Hatiplerin olabilirliği” idi. Saçma! Çünkü asıl onu İmam hatipler değil, İmam hatiplerin ne olduğudur. Bu gün dinsizlikle suçlanan Atatürk açmıştır İmam hatipleri. Ama sonradan verilen ödünlerle Bu kurumların yapıları değişmiş Anti Laik Propaganda kurumları halini almıştır.

İşin aslı, İmam hatip bir meslek okuludur ve din görevlilerini yetiştirir. Ama bu gün Doktor olacak, Hakim okacak, Vali olacak adamında bu okullara gitmesi manidardır. İmam Hatip Mezununun karar değiştirip doktor yada hakim olması garip değildir. Garip olan Doktor yada Hakim olacak adamın İmam Hatip e gitmesidir. Gariplikten öte Amaca yönelik bir eylemdir. O Amaç ise Din ile yönetilen bir devlet kurmak, Laikliği yıkmaktır.

Şimdi Uyanın ve düşünün, İmam Hatipler Öğrenim birliği yasası ile kurulmuştur. Öğrenim Birliği yasası bir devrim yasasıdır. Devrim yasaları Anayasa ile korunur. Peki şimdi neyi konuşuyoruz Anayasa değişikliğini, Peki anayasada değişecek olan nedir? Yoksa Ulus devlet yapısını koruyan ilk Üç Madde, Türklük kavramının kalkması, yada Devrim yasalarının kaldırılması mıdır? Halk olarak tongaya çabuk geliyoruz. “Evet – Hayır Referandumunda” olduğu gibi acı hapın dışını çikolata kaplayıp öyle yutturuyorlar. O referandumda , tonla şey değişti ama Çikolatası olan “12 Eylül” ile ilgili ne yapıldı? Bu yaşadıklarımız 3 perdelik komediden farksız. Kahramanı Halk olan Oyunun Şu an Sonuç Perdesi oynanmakta. Tutulacak tek dal kalan “Şanlı Türk Ordusu” da Topallaştırıldı.

4+4+4 ise verdiğimiz Kim bilir kaçıncı İneğimizdir?

“Vaktiyle aynı ormanda yaşayan bir aslan ve bir inek sürüsü varmış. Aslan sürüsünün gözü inek sürüsünde ama inek sürüsü kendini savunacak kadar kalabalık ve güçlü. Aslanlar açlıktan yorgun, halsiz, güçsüz kalmışlar. Düşünüp taşınıyorlar; sürü kalabalık ve güçlü saldırırlarsa karşılık bulacakları kesin. Çaba sarfetmeden, enerji harcamadan nasıl karınlarını doyurabilirler, bunun yollarını arıyorlar… Ve aralarında konuşup anlaşıyorlar, içlerinden ineklerin sürüsüne bir elçi gönderiyorlar. Elçi diyor ki;
– Size saldırırsak ne olacağını biliyorsunuz. Mutlaka aranızdan birini alıp yiyeceğiz, buna engel olamazsınız. Gelin, ne kendinizi ne bizi uğraştırmayın, aranızdan birinin rengi çok sarı, sizden de farklı, bizim de gözlerimizi alıyor. Onu bize verirseniz size saldırmadan onu alıp gideriz ve bir daha gelmeyiz. Bundan sonra da güzel güzel geçiniriz.
İnekler düşünmüşler, taşınmışlar, bilge ineğe sormuşlar; “Olmaz” demiş bilge inek, “Aramızdan hiçbirini vermeyin” Ama aslanlar ısrarlı. En sonunda razı olmuş inekler, nasıl olsa saldırırlarsa birimiz gidecek, hem biz de çok yorulacağız. En sonunda peki demiş inekler, bir inekten ne çıkar? Biz büyük bir sürüyüz, bize bir şey olmaz…Vermişler sarı ineği, aslanlar da sarı ineği bir güzel yemişler, karınlarını doyurup kendilerine gelmişler.
Bir kaç gün sonra aslanlar gene acıkmışlar, yine gelmiş aslanların elçisi ineklerin yanına;
– Aranızda boynuzu kırık bir inek var, sinirimizi bozuyor, verin onu, ne kendinizi ne bizi uğraştımayın demiş…
Barış yanlısı inekler, ikinci tavizi vermişler, o inek de verilmiş. Artık işi öğrenen aslanlar, benekli inek, kuyruğu kısa inek, şöyle inek, böyle inek deyip inekleri bir bir almışlar sürüden. Sürü de günden güne iyice azalmış. Artık aslanlar elçiye gerek kalmadan açık açık saldırmaya, istedikleri ineği sürüden götürüp yemeye başlamışlar.
Sürünün ileri gelen inekleri, panik içnide tekrar bilge ineğe koşmuşlar. “Biz nerede hata yapıyoruz, sürümüz yok olacak! demişler.
Bilge inek cevabı vermiş, “Siz hatayı sarı ineği verirken yaptınız…“

Saygılarımla,
Altuğ Aytaçoğlu – 02.04.2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.